11 Mayıs 2013 Cumartesi

Suskunluk sarmalı nedir ?

                        SUSKUNLUĞUN SARMALI MODELİ                                           (Elizabeth Noelle-Neumann)
           Bu model Batı Alman sosyologu E. Noelle-Neumann tarafından geliştirilmiştir. E. Noelle-Neumann 1965 yılında iletişim araştırmaları başkanlığına getirildiğinde „Kamuoyu ve Toplumsal Denetim‟ konusunda çalışmaya başlamıştır. Temel argümanı şuydu; ancak kamuoyu kavramını açıklığa kavuşturduktan sonra medyanın etkilerini anlamak mümkün olabilir. 




1970‟li ve 1980‟li yıllarda bir dizi çalışma halinde yayınlanan bu araştırmanın temel kavramı suskunluk sarmalıdır. Model insanların azınlıkta olduklarını hissettiklerinde neden fikirlerini ifade etmekten çekindiklerini açıklar.
          Bireylerin fikirlerinin toplumsal ve siyasal sonuçlar üretmek üzere nasıl eklemlendiği sorusuna yanıt arandığı için bu kuram ortaya atılmıştır. Kamuoyu araştırmalarında bireylerin fikirleri ele alınıyor ancak bu bireysel fikirlerin toplamı “kamuoyu” olarak bilinen korkunç bir siyasal güce nasıl dönüşüyor? Sorusu araştırmanın kalkış noktası, kamuoyu hem hükümetler, hem bireyler için önemli bir kavramdır. Çünkü bireylerin fikirlerinin gücü, aynı fikirleri desteklediğini varsaydığı diğer insanlara bağlıdır. Bu nedenle kamuoyu hem bireylere, hem hükümetlere baskı uygular. Kamuoyu kavramındaki kamu sözcüğünün anlamı biraz karışıktır. Terim hem “yasal” anlamına gelir hem de herkesin girebildiği yer anlamına. Medya‟nın etkileri nelerdir? Sorusu 1930‟lu yıllardan beri medya çalışmalarının en tartışmalı sorusu olmuştur. Kamuoyu ve medya arasındaki bağlantı nedir?

Suskunluk sarmalı nedir?

       Suskunluk sarmalı anonim bir toplumda bağlılığın, değerler ve hedefler üzerindeki yeterli bir anlaşma düzeyi aracılığı ile sürekli olarak sağlanmak zorunda olduğu varsayımı üzerinde kuruludur. Bu anlaşmaya „kamuoyu‟ diyoruz. Bu tür bir anlaşma sadece siyasal değil moda, gelenek gibi konularda da ele alınır. Suskunluk sarmalı kavramı yalnızca grup üyeleri arasında değil, toplumunda oydaşmadan bireyleri tehdit ettiği varsayımına dayanır. Toplum bunları dışlama ve ihraç ile tehdit eder; bireylerde belki de genetik olarak belirlenen, bilinçaltı bir dışlanma korkusu taşırlar. Bu dışlanma korkusu insanların çevrelerinde hangi fikirlerin ve davranış biçimlerinin benimsendiğini ya da reddedildiğini ve hangi fikirlerin ve davranış biçimlerinin taraftarlarının arttığının yada azaldığının düzenli olarak kontrol edilmelerine yol açar. İnsanlar kendi düşüncelerinin kamuoyundaki oydaşma içinde yer aldığını düşünürlerse açıkça dile getirmekten çekinmezler. Ör: rozet, slogan, bayrak vs. yüksek sesle konuşma cesaretine sahip olurlar.

Tam tersine azınlıkta olduklarını hissederlerse susarlar. Yani suskun ve temkinli davranırlar. Bu durum azınlıkta olanların düşüncelerinin bir tabu haline gelmesine veya yok olmasına kadar sürer. Bireyler de kendi fikirlerini oluştururken en çok da kitle iletişim araçlarından sağlanan bilgi ve haberleri kullanmaktadır. Bir yerde bireyler, kitle iletişim araçlarının topluma sundukları bilgileri değerlendirmekte, bu bilgilerin kamuoyunda nasıl algılandığına, kamuoyunun hangi yönde oluştuğuna dikkat ederek, buna göre bir pozisyon almaktadırlar. Eğer kitle iletişim araçlarının oluşturduğu kamuoyuna aykırı bir düşünceleri varsa da dışlanma korkusuyla bu düşüncelerini açıklamaktan çekinmekte, hatta çoğu zaman hiç açıklamamayı tercih etmektedirler. Çünkü toplum, genel kabul gören düşüncelerin dışında farklı bir düşünceyi kabul etmekte zorlanmakta, hatta dışlamaktadır. Oysa demokratik toplumun temel unsurlarından biri de farklılıklara saygı gösterilmesi ve çok sesliliktir. Başkalarının fikirlerine tahammül göstermek, demokratlığın gereğidir.


Demokrasi kültürünün yerleştiği ülkelerde bu karşılıklı saygı ve tahammül gösterilse de azgelişmiş ve demokrasisi gelişememiş toplumlarda suskunluk sarmalı kuramı işlemektedir. Kitle iletişim araçlarının oluşturduğu ve hatta yönlendirdiği kamuoyu, toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından kabul görmekte, sorgulanmadan, tartışılmadan olduğu gibi algılanmaktadır.


Bu yönlendirilmiş kamuoyunun bakışaçısından farklı düşünen, en azından genel kabul görmüş fikirlere katılmayanlar ise, toplumun geneli tarafından “uyumsuz” olarak nitelenerek dışlanmaktadır.


Suskunluk sarmalı kuramı beş varsayım üzerine kuruludur;

  • Toplum sapkın bireyleri dışlamakla tehdit eder.
  • Bireyler sürekli dışlanma korkusu duyar.
  • Bu dışlanma korkusu, bireylerin her an fikir iklimini değerlendirmeye çalışmalarına yol açar.
  • Bu değerlendirmelerin sonuçları, kamu önündeki davranışları ve özellikle fikirlerin açıkça ifade edilmesini ya da gizlenmesini etkiler.
  • Son varsayım yukarıdaki dört varsayımın birleşimidir.


  Bu kuram sınandığı zaman şu öğeler gözlenebilir; 

Kamusallık öğesi: Suskunluk sarmalı kamu önündeki açıkça görülebilir davranışlara göndermede bulunur. Kuram güçlü duygusal öğelere sahip değer yüklü konulara gönderme yapar. Dışlanma tehdidi yalnızca güçlü ahlaki öğelere sahip aşırı derecede tartışmalı konularda açığa çıkar. Suskunluk sarmalı sürecinde medya güçlü etkiye sahiptir. Kamuoyunun değişimi sürecindeki erken ve geç aşamaları „yenilikçi‟ ve „kararlı‟ terimleriyle betimlenen özel koşullara bağlıdır.Şimdi bu kuramın, medyanın etkileriyle ilgili sorular açısından imaları nedir? Toplum tartışmalı bir konuda iki kaynağa güvenir:
Bireyin kendi deneyim alanı içinde doğrudan gözlem
Medya aracılığı ile dolaylı gözlem Bireyin kendi yaşamı ve kişisel deneyimi ile ilgili olmayan tüm konularda medya aracılığı ile fikir edinir.

Bu anlamda yapılan araştırmalar şunu göstermiştir;

Bir tartışmadaki çoğunluk ve azınlığın görece gücü kitle tarafından çarpıtılmış biçimde görülür.(çoğulcu aldırmazlık)
Toplumdaki çoğunluk kampı, etkili medya tarafından desteklendiği takdirde konuşmak için azınlığa göre daha isteklidirler.
Eğer medya karşıt kampı, yani azınlığı desteklerse çoğunluk kampı sessiz çoğunluk haline gelir.
Azınlık, medyanın düşmanca tutumuyla karşılaşırsa sessizliğe bürünür.
Azınlık, medyadan destek gördüğü zaman çoğunluktan daha fazla konuşma arzusu duyar, çünkü etkili medyanın kamusal otoritesi tarafından güçlendirilmiştir.

Şu soru önemli bir soru olarak karşımıza çıkmaktadır; Nasıl oluyor da bireysel fikirlerin toplamı, kamuoyu olarak bilinen ve yalnızca bireylerin değil, milletvekillerinin ve hükümetinde saygı duymak zorunda kaldığı korkutucu siyasal bir güce dönüşebiliyor? Kamuoyu değer yüklü alanlarda toplumsal bir anlaşmadır. Birey dışlanma tehlikesi göze almadan bu oydaşmadan sapamaz. Daha somut söylemek gerekirse: işlemselleştirilmiş bir kamuoyu, tartışmalı konularda toplumun çoğunluğu tarafından dışlanmayı emniyetli bir biçimde savuşturan fikirler ya da davranışlar biçimidir. Neumann‟ın modeli temelde, Festinger‟in “bilişsel çelişki” modelinin psikolojik alandan alınıp sosyolojik alana uygulanmasıdır. Bilişsel çelişkiden kaçışla, kişi kendi kafasında kendi- kendiyle iletişim süreci sonucunda verdiği kararla bir bilişsel psikolojik denge oluşturur. Neumann‟da bu denge arayışı kişinin yaşadığı ortamdaki egemen fikirlere yönelmesi ve uyumsuzluk yaratan veya azınlıktaki fikirlerden kaçınması, eğer böyle bir fikir taşıyorsa, genel/popüler fikirler karşısında susmayı tercih etmesi biçiminde olmaktadır. Noell-Neumann‟a göre ancak dışlanma korkusu olmayanlar, dışlanmayı göze alanlar toplumu değiştirebilirler.

                         MEDYA VE GÜNDEM OLUŞTURMA GÜNDEM OLUŞTURMA
                                         (Maxwell Mc Combs ve Donald Shaw)

Bu görüşe göre medya gündem hazırlama işlevi görmektedir. Bu teze göre medya halka ne düşünecekleri konusunda başarılı olmayabilir ancak ne hakkında düşüneceklerini anlatma konusunda daha başarılıdır. Konulara verdiği öncelik izleyiciler tarafından öğrenilir ve bu öncelik aynı zamanda izleyicinin de önceliği olur. Kia konulara verdikleri öneme göre kendi önceliklerini oluşturmaktadır. Bu anlamda gazetelerde en önemli konular birinci sayfada yer alırken bu konular aynı zamanda gazetenin diğer içeriğini de oluşturur. Yani köşe yazıları bu öncelikli konuyu tartışırlar. Tv de ise örn: haberlerde önemli olan birinci haber uzun uzun verilir, diğerleri ya hiç verilmez ya da son sıralarda ve kısa kısa verilir.

Gündem belirleme kavramının isim babaları Maxwell E. McCombs ve Donald L. Shaw‟dır. 1968 yılında gerçekleştirilen Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkanlık seçimi döneminde, medya gündemindeki konuların önemlilik sıralaması ile aynı konuların Chappell Hill‟deki kararsız seçmenlerin zihnindeki önemlilik sıralaması arasında herhangi bir ilişki olup olmadığını sorgulayan bu çalışmada, bilim insanları, “gündem belirleme” kavramını tanımlamışlar ve “kitle medyasının bir işlevi” olarak söz etmişlerdir. Aslında gündem belirleme kavramı ile tanımlanmak istenen şey, medyanın insanlar üzerindeki etkilerine yönelik bir açıklamadır.


Kavramın ilk kez yayınlandığı 1972 yılında; medyanın insanlar üzerindeki etkilerinin güçlü olduğunun düşünüldüğü dönem (1920-1940) ve ardından medya etkilerinin sınırlı olduğunun düşünüldüğü dönem (1940-1960) geride kalmış, yavaş yavaş medyanın etkilerinin sanılan kadar sınırlı olmadığı ve belki de güçlü olduğuna dair düşünceler gündeme gelmeye başlamıştır. Medyanın insanlar üzerindeki etkilerinden söz edildiğinde artık, belli düzeylerden söz edilir olmuştur. İlk düzey, “farkında olma” ya da “farkına varma/vardırma” düzeyidir. Ardından ikinci düzey olan “bilgi edinme” düzeyine geçilir. Üçüncü aşamada ise “tutum” geliştirme düzeyine ulaşılır.


İletişimin üzerinde en çok sözü edilen etkilerine yönelik düzeyi ise dördüncü aşama oluşturur. “Davranış değişikliği” iletişimin etkilerinin en son ve de dördüncü düzeyi anlamına gelmektedir. Literatürde bu düzeyler “bilişsel”, “duygusal” ve “davranışsal” düzeyler şeklinde daha farklı biçimlerde de açıklanır. O halde iletişimin beş ayrı düzeyde tanımlanan etkileri arasında, gündem belirleme yaklaşımı, hangi düzeyi açıklamaktadır? McCombs ve Shaw bu sorunun yanıtını “bilişsel düzey” şeklinde özetlemektedir. Eş deyişle, gündem belirleme kavramı, medya etkilerinin bir şeylerden haberdar olma ve o şeyin farkına varma anlamındaki ilk düzeyini açıklamaya çalışmaktadır.


GÜNDEM NEDİR ?

Örneğin bir gazetede o gazetenin en önemli gördüğü konu, manşet haber olarak yayınlanmaktadır. Bir televizyon kanalı için ise en önemli haber ilk yayınlanan haberdir. Gazetede ya da televizyonda önemli bulunan konulara daha çok yer ve zaman ayrılır. Daha önemsiz bulunan haberlere ya da haber konularına ise daha az yer ya da zaman ayrılır ya da hiç yer verilmez. O halde medyada hangi konulara daha çok yer verildiğine ilişkin hazırlanacak bir liste, medya gündeminin bir göstergesini oluşturur.

Kamuoyunda hangi konuların önemli olduğunu anlamak için ise insanlara “bugün ülkenin karşı karşıya bulunduğu en önemli sorun sizce nedir?” sorusu yöneltilebilir. Bu soruya alınacak yanıtlarla da hangi konuların kamu gündeminde daha önemli bulunduğuna ilişkin bir liste hazırlanabilir. Gündem belirleme tezi, kitle iletişim araçlarının siyasal enformasyon için kullanılışı ile araçları üzerinde durdukları konuların grup içindeki önemi (ya da görünümü)arasında pozitif bir ilişki olduğunu ve kişinin siyasal konulara yönelme düzeyinin kitle iletişim aracının siyasal enformasyon için kullanılmasıyla pozitif olarak ilişkili olduğunu öne sürer. Kitle iletişim araçlarının konulara verdiği öncelikler, izleyiciler tarafından “öğrenilir”. Gündem belirleme zaman içinde uzanan bir öğrenme sürecidir. Bazı konular kitle iletişim araçlarının gündeminden halkın gündemine geçebilir fakat geçişte zaman aralığı iki ile dört ay kadardır. Bu basit anlamda “farkında olmadan” ötedir: Kitle iletişim araçlarının öncelikleri halkın öncelikleri olur. Gündem belirleme araştırmalarında televizyon ve gazete egemen enformasyon kanalları olduğu için en sık kullanılan araçlardır. Halk gündemini göz önüne alma ve ölçmede çeşitli yollar vardır:


Birincisi kişinin ne tür konularla ilgilendiği soruşturulur. Kamuoyu araştırmalarının yaptığı da budur. Bu incelemelerde, kamuoyu bireysel inanç ve görüşlerin toplamı olarak tanımlanır. Bu Gallup ve öteki kamuoyu anketlerinin tuttuğu geleneksel yoldur.


İkinci yol, arkadaşlar ve tanıdıklar arasında hangi konuların tartışıldığının incelenmesidir. Kişilerin önemli gördükleri konular öteki kişilerle konuştuklarıyla ilişkilidir, fakat özdeş değildir. Bazı bulgulara göre, konuşma gündemi her hafta hızla değişir ve kamu konularının gündemi zaman içinde daha istikrarlı kalır. Üçüncü yol, toplumdaki kişilerin kamuoyunu algılaması ile uğraşır.


Bu yaklaşımın iki temel iddiası var:


  • Medya gerçekliği yansıtmaz, onu filtre eder ve yeniden kurar.
  • Medyanın belirli konuları ve o konularla ilgili belirli açıları öne çıkarır ve böylece kamunun bakışını etkiler.


Gündem belirlemenin 3 aşaması vardır;


  • Konuların seçilmesi (ne düşüneceğimiz)
  • Seçilen konularla ilgili olarak neyin önemli olduğunun belirlenmesi (nasıl düşüneceğiz)
  • Belirlenen gündemin bir ortamdan diğerine aktarılması


Bu yaklaşım ile öne çıkan önemli kavramlar: Eşik bekçiliği: Kia hangi enformasyonun nasıl aktarılacağını belirleyen bireylerin ya da grupların gördüğü işlev. Hangi konuda haber yapılacağına karar veren; muhabirler, editörler, köşe yazarları, foto muhabirleridir.

Çerçeveleme: Bir medya içeriğinin belirli bir yorumu öne çıkaracak şekilde oluşturulmasıdır. Bir diğer ifade ile seçme, dışarıda bırakma, vurgulama, yorumlama gibi ideolojik işlemlerdir.

Bu kuramın önemli yanları: Nasıl oluyor da çok sayıda insan aynı konular hakkında düşünebiliyor sorusunu yanıtlayabilme becerisi. İnsanların ne düşüneceklerine ilişkin güçlü bir tahmin etme gücü. Kitle iletişim kapı tutucuların gündem belirlemede oynadığı rollerle ilgili bulguların önemli olanlarını şöyle özetleyebiliriz: Kapı tutucular enformasyonlar arasında seçim kararı verirken izleyicileri düşünmezler. Kapı tutucuların kararları izleyicinin ilgilendiğinin ne olduğundan çok basımcının veya yayımcının ne düşündüğüne bağlıdır. Haber servisleri yazı işleri sorumlularını etkiler. kapı tutucu araştırmalarının verilerini yeniden çözümlediklerinde aynı sonuca varmışlardır. Gündem belirleme araştırmaları için en popüler sahne seçim kampanyaları olmuştur. İncelemeler çoğu kez kamuoyu anketlerini kullanmışlardır. Sonuçlar genellikle seçim sırasında kitle iletişim araçlarında öncelik verilen konuların oy verenler tarafından önemli olarak görülenler olduğu savını desteklemiştir.









kynk : tr.scribd.com

Konuyu Sosyal Ağlarda Paylaş :

Sevda Yıldırım Hakkında
Öyle sıradan gülüşleri olan bir şeyden çabuk sıkılabilen tahammül derecesi az olan birisiyim. Sosyal medya uzmanlığı kursunda aldığım eğitim ile kendime bu bloğu açtım.

0 yorum:

Yorum Gönder

ip adresiniz

ip adresi

Takipçilerim